
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ DUA VE ANMA GÜNÜ PROGRAMI
18 Mart Çanakkale Zaferi ruhu YOYAV'da gençlerimiz ve gönüldaşlarımızın katılımıyla YOYAV Genel Başkanı Hüseyin TANRIVERDİ'nin günün anlam ve önemine uygun açış konuşmasıyla, Abdulkadir ŞEHİTOĞLU'nun okunan Hatmi Şeriflerin duası ve eşsiz yorumuyla Çanakkale Türküsü kasidesini daha sonra 110.Çanakkale Zaferi Tarihi sunumuyla Dr.Ögr.Üyesi Şükrü Seçkin ANIK ve öğrencimiz Aleyna Zümra DOKUMACI' nın Mehmet Akif ERSOY'un Çanakkkale Şehitlerine adlı şiirini,(Şiir olmaktan öte savaşın koşullarına belge niteliğinde) okudu.
Hüseyin TANRIVERDİ
YOYAV Genel Başkanı
Bomba simşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o Arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor.
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.
Değerli YOYAV dostları,
Sözlerimin başında bu dizeleri büyük şair ve mütefekkir Mehmet Akif Ersoy'a yazdıran aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum.
110.yılında Çanakkale Zaferimizi tebrik ediyor,
18 Mart Şehitleri Anma ve Dua gününün milletimize hayırlara vesile olmasını diliyorum.
VakfImızın düzenlediği “Dua ve Anma Günü etkinliğimize hoş geldiniz,bereket getirdiniz.
Değerli Dostlar;
Çanakkale bir destandır,
Çanakkale insanlık tarihine düşülmüş bir nottur.
Çanakkale bu milletin emperyalizme dur dediği yerdir.
Çanakkale İslam ümmetinin birliğinin yeniden alevlendiği yerdir.
Çanakkale yokluklar içindeki bir milletin dünyanın en gelişmiş silahlarına ve ordularına karşı kazanılmış haklı bir zaferdir.
Bize bu kutlu zaferi yaşatan bütün komutanları,askerleri, 250 bin şehitimizi ve gazilerimizi tekrar rahmetle yad ediyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Değerli Dostlarım,
Çanakkale'deki ruh, birlik ve inanç yarınlarımıza anlatacağımız ve bırakacağımız en önemli mirastır.
Aydınlık geleceğimizin teminatı dün olduğu gibi işte bu ruhtur, bu inançtır.
Değerli dostlarım;
Bazı aşklar vardır ki ;
Sırtında taşıdığın ağırlık ,yüreğinde taşıdığın sevgi karşısında çok hafif kalır.
İşte böyle bir aşktı ,
Seyit onbaşının ve kınalı Mehmetlerin aşkı.
215 kiloluk top mermisini tek başına kaldırıp namluya itmişti ve bir milletin kaderini değiştirmişti.
İşte bu yüzden unutulmadılar unutulmayacaklar.
Ruhunuz şâd , Mekanınız Cennet olsun.
Çanakkale'de Cephede Ramazan
"Bir asker cepheden kızına mektup yazıyor diyor ki;
“Benim güzel kızım,
Bu gün, Ramazan'ın ikinci günü.
Şeyhülislam oruç tutmayabilirsiniz diye fetva yayınladı ama benim içim rahat etmedi.
Oruca niyetlendim.
Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş
(pırasaya benzeyen daha küçük bir ot) buldum.
Onlarla sahur ettim.
Gündüzü yeni siperler kazdık.
Hiç susamadım.
Taarruz arttı.
Kafamızı çıkaramadık.
Akşam olunca bir asker ezan okudu.
Siperin içinde matara elden ele dolaştı.
Herkes orucunu su ile açtı.
Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum
Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş.
Matara en son bana geldi.
Geldi ama ben kendimden utandım.
Arkadaşlarımın hepsi sahursuz oruç tutmuşlar.
Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahçup hissettim.
O gün oruçlu şehit olan
Erzurum'lu, Darende'li , Diyarbekir'li ve Yenice'linin hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm...
Şehadete yürüyenler iman ve vatan sevgisini gönlünde kalbinde taşıyanlar
Ruhları şad olsun.
Çanakkale Zaferi inancın ve imanın zaferidir.
Çanakkale Zaferi, sadece geçmişimizin bir aziz hatırası olarak değil, geleceğe yürüyüşümüzün en güçlü ilham kaynaklarından biri olarak da milletimizin hissiyatında son derece önemli bir yere sahiptir.
Nesiller ve asırlar arasında yaşanan tarihi birikimi iyi anlamak,iyi kavramak ve bugünün gençlerine de bu hakikatleri tamı tamına anlatmak lâzımdır, iste o zaman kökü mazide olan ve geçmişiyle barışık bir nesil yetistirmiş oluruz.
Geçmişini bilmeyen,geleceğe umut ve güvenle yürüyemez.
Milli birliğimizin, beraberliğimizin ve islam ümmeti olmanın şuuru ve bilinci Çanakkale destanı ile zirve yapmıştır.
Çanakkale Destanı, bu milletin birlik ve beraberliğinin en güzel örneğidir. Çanakkale'de
şehit olup yan yana, koyun koyuna yatanlar; bize,bugüne çok önemli bir mesajdır.
Sadece Erzurum'dan, Antep'ten, Kars'tan,Diyarbakır'dan, Manisa'dan, İstanbul'dan değil,Gazze'den, Yemen'den, Sudan'dan, Kudüs'ten,Bosna'dan, Bakü'den, Üsküp'ten gelip VATAN'ı için şehit düşen, bu topraklar için kanını döken, canını verenler, sanırım, bugün bölücülük ve ayrımcılık yapanları asla affetmeyecektir.
Çanakkale Savaşı'nda zaferin elde edilmesinde tam 53 gazzeli kardeşimiz şehit oldu. Çanakkale şehitliğine gittiyseniz, gitmemiz lazım çocuklarınızı,gençlerinizi götürmeniz lazım. Bu arada geçmişi hatırlayacağız ve bizim haritamızın ne olduğunu ve bu topraklar için kimlerin can verdiğini göreceğiz. Şimdi Türkiye'de Gazze bombalandığı zaman banane diye düşünen kardeşlerimiz var yardım kampanyaları açıldığı zaman duygusuz davranan kardeşlerimiz ,boykota devam edin dediğimizde alternatif ürüne alışamıyorum diye ihmal eden kardeşlerimiz var. Onun içindir ki Gazze bizim ruhumuzun ruhudur dolayısıyla onlar nasıl canını vermek için buralara gelmiş vermişlerse aynı şekilde vermeye hazır olmalıyız. Cani bir devlet terör devleti var İsrail'den söz ediyorum ve şımarık,Don Kişot bir babası var Amerika'dan bahsediyorum ve destekçileri var,Avrupalılardan bahsediyorum.
İnsan haklarından dem vuruyorlar ama insanlar öldürülüyor insanlık yok ediliyor böylesi bir ortamda biz burada sessiz kalamayız.
Bugün Sahur vakti bize gelen bilgilere göre 400’ü aştı şehit olanlar Gazze kendisi 365 kilometrekarelik bir yer 100 tane uçak bir anda bombalıyor bu kadar cani ve 400’ün üzerinde şehidimiz var, artabilir yaralılar var evsiz barksız bir ortamda yaşıyorlar iftar saatinde buldukları bir kuru ekmek, bulabilirlerse hurma bir yudum suyla iftarını sahurunu yapıyorlar.
80 yıldır abluka altında ambargo uyguluyorsunuz insani ihtiyaçlarını karşılamıyorsunuz. Onlara hayran oluyoruz çok hayran oluyoruz bu kadar zorluklar altında imanları gereği direnişlerine devam ediyorlar canlarını veriyorlar Allah kendilerinden razı olsun.
Bizim adımıza.yapıyorlar niye ,çünkü mescidi Aksa bizim ilk kıblemiz bizimde orada olmamız lazım olamadığımıza göre bizim adımıza cihat ediyorlar ve şehit düşüyorlar gazi oluyorlar.
Bu cani terör devleti ,herkes bir an önce aklını başına almalı barış masası diye bildiğiniz Amerika,Mısır,Katar temsilcileri ateşkesin sağlanmasında önemli katkılar sağlamışlardı, ama sizin aldığınız karara uymayan eşkiyalık yapan bir İsrail var.
Ateşkes kurallarını çiğnemiş siz de onun başını ezmeniz ve elinizden geleni yapmanız gerekir. Degerli dostlarımız ; dualarımızı da esirgemeyelim. Allah bu zalimleri ıslah etsin ,yoksa kahhar ismi gereği kahretsin.
Değerli Dostlar,
Onbeşli türküsünü hepiniz duymuşsunuzdur. Ama eminim bir çoğunuz hikayesini bilmez.
İşte Onbeşliler Çanakkale Cephesi'ne giden ve halk arasında "Onbeşliler" diye bilinen 1315 doğumlu (1898-1899 yıllarında doğmuş) gençlerimiz icin yazılmış ağıttır.
Onbeşli türküsünün hikayesi ise şöyle anlatılır:
Tokatlı Halil, 1315 yılında evin en küçüğü olarak dünyaya geldi. O dönemde, yasa nedeniyle her evde bir erkek, ailesinin güvenliğini ve geçimini sağlamak için askere alınmayabiliyordu.
Evin en küçük ve tek erkeği olduğu için cepheye çağrılmayan Halil, gönüllü olarak savaşa katıldı.
Arkasında bıraktığı annesi Rum çeteciler tarafından öldürüldü, sözlüsü Hediye'de kaçırıldı. O andan itibaren hayatı kararan Hediye, uzun bir aradan sonra serbest bırakıldı. Köyde bulunan herkes, Hediye hakkında kötü konusup kötü yola düştüğünü söylüyordu. Köyüne dönen Halil,tüm bu anlatılanlara inanıp Hediye'ye küstü.Bu olanlara dayanamayan Hediye,köyü terk edince Halil ile asla kavuşamadı.
Hey Onbeşli türküsü, tek bir ağızdan değil,Halil ve Hediye'nin karşılıklı konuşması şeklinde söylenmektedir.
İşte bizde bugün mübarek Ramazan'ın 18.Gününde o şanli askerlerin aziz ruhlarini yad etmek icin buradayız.
Bugünkü iftar soframızıda, onların Çanakkale'de o zor şartlarda,günlerce Kuru Ekmek-Şekersiz Üzüm Hoşafı ve buğday çorbası yiyerek verdiği mücadeleyi unutmayarak ona göre ayarladık.
inanıyorum ki, bizi millet yapan yüksek değerlerimize sıkı sıkıya bağlı kaldıkca,aramızdaki ihtilafları bertaraf edip ittifak noktalarımızı güçlendirdikçe, Türkiye gelecekte hak ettiği gerçek yeri alacaktır.
Bu inançla, Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünü bir kez daha kutluyor, 18 Mart Şehitler Günü'nde bu
toprakları bize mukaddes bir vatan emanet eden tüm şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyorum.
Programımıza katılarak bizi onurlandıran siz değerli YOYAV dostlarımıza, Sevgili gençlerimize Kur’ân-ı Kerim tilavetiyle kulaklarımızın pasını silecek olan Kurra Hafız Abdulkadir Şehitoğlu hocamıza, konuşmacı akademisyen ve kızımıza, teşekkür ediyor hepinize tekrar saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Abdulkadir ŞEHİTOĞLU
Kurra Hafız
Dr.Ögr.Üyesi Şükrü Seçkin ANIK
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi
Tarih Öncesi Çatışmalar:
- 1463-1479 Osmanlı-Venedik Savaşı: Venedik, Çanakkale Boğazı’nı kontrol ederek İstanbul’u baskı altında tutmaya çalıştı.
- 1645-1669 Osmanlı-Venedik Savaşı: Venedik donanması, Osmanlı’nın Girit'teki lojistik hattını kesmeye çalıştı.
- 1911-1912 Trablusgarp Savaşı: İtalyan donanması 8 Nisan 1911’de Çanakkale Boğazı'nı bombalamaya başladı.
Çanakkale Boğazı’nda Yapılan Tahkimatlar:
- Fatih Sultan Mehmet (1452): Boğaz girişine Kala-i Sultaniye ve Kilidbahir kaleleri inşa ettirdi.
- Köprülü Mehmet Paşa: Seddülbahir ve Kumkale kalelerini yaptırdı.
- III. Selim ve II. Abdülhamit: Boğazdaki tahkimatları güçlendirdi, yeni toplar ekledi ve boğaza mayın döşeme stratejisi başlatıldı.
I. Dünya Savaşı Öncesi Avrupa ve Çanakkale Cephesi:
- Schlieffen Planı ve Tannenberg Savaşı: Avrupa’daki savaşın genel planları.
- Çanakkale Deniz Savaşları’nın Kısa Kronolojisi:
- 19 Şubat 1915: Boğaz tahkimatlarının bombardımanı başladı.
- 25 Şubat 1915: Bombardıman tekrarlandı, Türk topçuları menzil dışına çekildi.
- 8 Mart 1915: Nusret Mayın Gemisi Erenköy Koyu'na 26 mayın döşedi.
- 18 Mart 1915: İtilaf Devletleri’nin ana taarruzu gerçekleşti.
Çanakkale Savaşında Tarihi Gemiler:
İtilaf Devletleri filosunda yer alan bazı gemiler, mitolojik isimler taşımaktadır:
- Agamemnon, Mars, Minerva, Ocean, Endymion, Euryalus, Theseus vb.
Çanakkale Cephesi'nin Stratejik Önemi:
1. Rusya’ya Yardım Götürmek:
- Rusya’nın silah ve mühimmat ihtiyacını karşılamak.
- 1917’de Rusya savaştan çekilmek zorunda kaldı.
2. Balkan Devletlerini İtilaf Devletleri’ne Çekmek:
- 6 Eylül 1915’te Bulgaristan, İttifak Devletleri’ne katıldı.
3. Rus Yayılmacılığını Önlemek:
- İngiltere, İstanbul’u ele geçirerek Rusya’nın Boğazlar üzerindeki isteklerine karşı avantaj kazanmak istiyordu.
4. Osmanlı’yı Çanakkale’de Tutarak Diğer Cephelerde Zayıflatmak:
- Osmanlı’nın Mısır ve Kafkasya’daki etkisini azaltmak.
5. Osmanlı’yı Savaş Dışı Bırakarak Almanya’nın Direnişini Kırmak:
- İstanbul’un düşmesi, Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın güneyden kuşatılmasını sağlayacaktı.
Aleyna Zümra DOKUMACI
YOYAV Bursiyeri
Mehmet Akif Ersoy'un ''Çanakkale Şehitlerine'' şiiri
Âsim/Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!"
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş,açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam,kimi bilmem ne belâ...
Hani,tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtilmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâki;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün.üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam;
Atılan her lağamın yaktıği:Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere,sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sîs-i llâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer ;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli...diyordum ya... nesilmiş gerçek:
işte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar,taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey,bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı deger.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe” desem,sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu,taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbi getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parcaladın;
Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Program kitap takdiminin sonrasında iftar ikramıyla devam etti.