
Öğretmenler Günü YOYAV’da Kutlandı
Öğretmenler Günü’nde öğretmenlerimizle öğrencilerimizi buluşturup bilgi ve ilgi birlikteliğini geliştirmenin gayret ve kararlılığı içinde olan Vakfımız, 24 Kasım 2022 Öğretmenler Günü’nü değerli ilim adamlarımızdan Prof. Dr. Seyfettin Erşahin tarafından verilen “Modernleşme Sürecinin Peygamber Anlayışımıza Etkileri” konulu konferansla kutlayarak bu amacını gerçekleştirmiştir.
Çok sayıda davetlinin katıldığı programda Sayın Erşahin’in yaptığı konuşmayı ıttılaınıza arz ediyor, tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyor, ebediyete göçen öğretmenlerimize de Allah’dan rahmet diliyoruz.
Modern Öncesi Dönem Zihniyeti:
Ayrıntılarına girmeden ifade edersek, Modernöncesi Müslüman ferdin zihin yapısını veya zihniyetini son peygamber Hz. Muhammed’e gelen Kur’an inşa ve imar ediyordu. Buna göre, kâinatın hâlıkı olan Allah, insanı eşref-i mahlukat olarak yaratmıştır. İnsana iki dünyada saadetin yolunu da peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği vahyi/ilahi kitaplarında göstermiştir. Ahir zaman insanına düşen de ahir zaman peygamberi, son peygamber Hz. Muhammed’in rehberliğinde, Kur’an hükümlerine uyarak, ubudiyet şuuruyla ahiretin tarlası mesabesindeki bu dünya hayatını tamamlayıp ebedi hayata ahirete irtihal etmektir.
Müslüman Türklerin bu arada Osmanlı ferdinin de zihniyetini yapılandıran Ömer Nesefi’nin (ö. 537/1142) Metn-i Akaid adlı eserinde söz konusu yapı ortaya konmuştu.
Bilgi Anlayışı: Nesefi önce bilgi nazariyesi ortaya koymaktadır. Buna göre Hak ehline göre eşyanın/şeylerin hakikatleri sâbittir; buna ait ilim de gerçektir. İnsanlar için ilimin sebepleri/vasıtaları üçtür: havas-ı selime, haber-i sadık ve akıl. Havas/duyular beştir: işitme, görme, koklama, tatma ve dokunma. Bunlardan her biri ile, o duyu organı ne için vaz’ edilmiş ise, o şeye vâkıf olunur. Haber-i sâdık iki çeşittir: Birincisi, mütevâtir haberdir ki zarûrî (kesin) ilim gerektirir; mazide yaşamış hükümdarları ve uzak şehirleri bilmek gibi. İkincisi; mu’cize ile te’yîd edilmiş haber-i resuldür (vahiydir). Bu haber, istidlâlî ilim gerektirir. Akıl da ilim elde etme vasıtasıdır. Akıldan bedîhî olarak sâbit olana zarûrî ilim denir.
Allah ve Alem Anlayışı: Âlem, bütün parçalarıyla muhdestir/var edilmiştir. Çünkü âlem, a’yân ve arazlardan oluşur. Âlemin muhdisi/var edicisi Allah Teâlâ’dır. O; birdir, Kadîmdir, Hayydır, Kâdirdir, Alîmdir, Semî’dir, Basîrdir, Şâîdir, Mürîddir. O, mâhiyetle ve keyfiyetle vasıflanmaz. Herhangi bir mekânda temekkün etmez. Üzerine zaman cârî olmaz. Hiçbir şey O’na benzemez. O’nun ilminden ve kudretinden hiçbir şey çıkmaz.
Peygamberlik Anlayışı: Peygamberlerin gönderilmesinde büyük hikmet vardır. Allah muhakkak insanlar içinden onlara nebi-resul göndermiştir. İnsanlara dünya ve din işlerinden ihtiyaç duydukları şeyleri beyan ederler. Onları, mucizelerle kuvvetlendirmiştir. …Evveli Âdem as, sonuncusu Muhammed (sas)dir. …Hepsi, Allah Taala tarafından haber verici ve tebliğ edicidirler, sadık ve nasihat edicidirler. En faziletlisi, Muhammed (sas)dir. Allah Teala’nın kitapları olup onları peygamberlerine indirmiştir. Emirlerini, nehiylerini, vaadlerini ve vaîdlerini onlarda bildirmiştir.
Bu zihniyete sahip toplum râi ve reâya yani gözetenler ve gözetilenler, koruyanlar ve korunanlar ya da yönetenler ve yönetilenler şeklinde ayrılmıştı. Reâya; râiye Allah Taala’nın, canı, malı, aklı, dini ve nesli korunacak bir vediası/emaneti idi. Bu zinhiyete sahip bir toplumsal yapıya sahip olan Osmanlı yüzölçümü 20 m km2 yi bulan bir dünyayı yönetiyordu. Bu günkü anlamda bir cihan devleti idi. Hz. Muhammed de Siyer literatüründe bir nebi-resul olarak bu itikad ve zihniyet ile ifade edilmişti.
Bu dönemde Peygamber Hz. Muhammed’in tebliğ, tebyin, talim, tezekki ve teşri olmak üzere beş görevi ve yetkisi vardı. Bir hadis-i şerifinde “Ben muallim/öğretmen olarak gönderildim” buyuruyordu. Bu manada bu beş görev aynı zamanda öğretmenlik görevleriydi.
Modernleşme Dönemi Zihniyeti:
Batı Türklerinde daha açık ifade ile Osmanlılarda geleneksel yapının çözülmeye başladığı modernleşmenin tarihi 18. Yüzyıldan başlatılmaktadır. Bu süreçte, metafizik anlayışı, ontoloji/varlık anlayışı, epistemoloji/bilgi anlayışı en sonunda aksiyoloji/değerler anlayışında da değişmiş hatta dönüşümlere yol aralamıştır.
Tanzimat Dönemi:
18. yüzyılın sonlarında Avrupa’da sivilizasyon olarak tedavüle giren, büyük ölçüde sömürgeci/emperyalist istilaları meşrulaştırmak için kullanılan bu kavram Osmanlı’da medeniyet kelimesi ile karşılanmıştı. Medeniyet kavramının Osmanlı münevverini adeta büyülediği anlaşılıyor. Öyle ki İbrahim Şinasi (1826-1871) büyük himayesini gördüğü Mustafa Reşid Paşa için “medeniyet resulü” sıfatını kullanıyor. Burada İslamın veya bütün ilahi dinlerin temel kavramlarından olan dinin tebliğcisi resulde ciddi bir anlam kayması söz konusudur. Şinasi’nin terkibinde seküler bir nitelikte anlaşılan medeniyete sanki din gibi bir ilahi metafizik anlam yüklenmekte ve bu “dinin” resulü olarak Mustafa Reşid Paşa belirtilmektedir.
Tanzimat döneminin önemli devlet ve ilim insanlarından olan ve I. Meşrutiyet dönemini de idrak edenlerden biri Ahmed Cevdet Paşa’dır (1822-1895). O da tarihi bir araç gibi kullanarak, hurafelerde arındırılmış dili sade yeni bir tarih yazmayı düşündü. 16 Şevval 1307 / 1889’da Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu bir arizada; Müslümanların şüphelerini izale ederek inancını sağlamlaştırmak için, hurafelerden ve zayıf rivayetlerden arınmış sadece Kur’ân, sahih hadis ve mevsuk rivayetlere dayanan bir kısâs-ı enbiya /Siyer-i enbiyâ yazmayı teklif etti. Bu girişimin amaçları; misyonerlerin / müsteşriklerin / Avrupalıların İslâma yönelik tenkitlerini / saldırılarını bertaraf etmek; Irak’ta rivayât-ı zaife ile karışmış kitaplar neşrederek halkın itikadını bozan İranilere karşı Ehl-i Sünnet mezhebini savunmak ve İngilizlerin, Kureyş’ten olmadığı gerekçesi ile Osmanlı hilafeti hakkında Arap dünyasında başlattığı İslâm siyasi birliğinin ifsadına yönelik karşı propagandayı önlemekti. Bunu kısmen Kısas-ı Enbiyâ ve Tevarih-i Hulefâ adlı eserinde hayata geçirdi.
II. Meşrutiyet Dönemi:
Yenilikçi siyasi oluşum İttihat-Terakki’nin iktidarını temsil eden II. Meşrutiyet döneminde (1908-1920) hemen her alanda olduğu gibi İslam tarihi ve onun bir kolu olan Siyer alanında da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönem Türkiye’de İslâm tarihçiliğinde bir dönüm noktasıdır. Batıdan yapılan tercümeler, Müslümanlar arasında, şaşkınlık ve infiale varan tepkilere yol açmıştır. 13 Bununla birlikte Müslümanlar bir yandan reddiyeler yazarken bir yandan da yeni metotlarla telif eserler vermeye koyuldular.
Bu dönemde İslâm tarihine yönelişin başlıca amilleri şöyle sayabiliriz: 1. İslamı ve İslam medeniyetini Şarkiyatçılara karşı savunmak; 2. Modern bilimsel metotlarla, hurafelerden arınmış İslam tarihi yazarak halkın doğru bilgi edinmesini sağlamak; 3. İslâmdan yeni bir medeniyet projesi inşa etmek; 4. Devletin ve milletin birliğini ve bekasını korumak; 5. Meşrutiyeti meşrulaştırmak.
II. Meşrutiyet dönemi İslâm tarihçiliğini, dönemin hâkim zihniyetlerine uygun olarak İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük çizgilerinde gelişti. Her kesim de Siyer ve İslam tarihini yeniden yazmanın gereğine inanıyorlardı. Ancak metod, menba ve muhteva konularında farklı yaklaşımları vardı. Her üç kesim Siyere bir pragmatik tarih anlayışı ile yönelmişlerdir. Bu akımların hemen hepsi de metod konusunda Avrupa’da gelişmekte olan modern/bilimsel tarih metodunu benimsemişlerdir. Menba konusunda Batıcılar Avrupa’dan İslamcılar da sonraları Hint alt kıtasından çeviriler yapmışlardır. Türkçüler ve İslamcılar bir yandan savunmacı diğer yandan kopuk tarih anlayışı sergilemişlerdir. Türkçüler İslam öncesi Türk tarihine giderken İslamcılar da Asr-ı Saadet’e yönelmişlerdir. II. Meşrutiyet İslam tarihçiliği; Cumhuriyet Türkiyesi İslam tarihçiliğine kavramsal çerçeve, metot, menba ve muhteva bakımından zemin hazırlamış; ancak son iki yaklaşım daha etkili olmuştur. Bütün bu eksikliklerine rağmen II. Meşrutiyet; İslam tarihçiliğinde geleneksellikten modernliğe geçişte bir dönüm noktasıdır.
Cumhuriyet Dönemi:
Cumhuriyet Türkiyesi İslâm tarihçiliği bir yönüyle laik milli-devlette dini ve ümmeti araştırmak demekti. Bu nitelikteki devletin din ile ilişkisi İslâm tarihçiliği bakımından önem taşımaktadır. Dönemin Türk tarihçiliği, ümmet dönemi tarihçiliğinden şu noktada ayrılıyordu: Ümmet döneminde tarih, kıssa-ı enbiya örneğinde görüldüğü gibi, Hz. Âdem ile başlayan Hz. Muhammed ile mükemmel aşamasına ulaşan tevhidî bir tarih idi. Milletler veya topluluklar, bu tarih akışında ana yol tevhide katılan küçük kollardı. Milliyetçi tarih anlayışına ise millet esas alınmış, din / İslâm, milletin ezelden ebede uzanan yolculuğundaki duraklardan / zenginliklerden veya zaaflardan biri olarak addedilmişti. Ümmet çağında tarım toplumu şartlarında ve İmparatorluk hakimiyetinde şekillenmiş ve oluşmuş İslâm kültürü milli-devletin şartlarını göz önünde bulundurularak yeniden ele alınmak durumu doğmuştur.
Sonuç:
Özetle modernleşme süresi peygamberlik anlayışını da siyer yazımını da etkilemiştir. Siyerde modern/bilimsel tarih metodolojisi ile siyer yazmak zorlaşmaktadır. Çünkü modern tarih yazımı fizik dünyayı esas almakta ve her şeyin belgesini istemektedir. Peygamber gibi metafizik dünya ile daima irtibat kuran, mucizeler gösteren birinin her adımının belgesini bulmak ya da ortaya koymak imkansızdır. Çünkü Yüce Allah ile ilişkilerinin tek şahidi ve ravisi kendisidir. Bu da haber-i resul ile aktarılmıştır insanlara.
Peygamberlik anlayışına gelince, genenekte Türkler için Hz. Muhammed (sas) itikatte “Eşhedu en-lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu” şehadetinde Allah’ın kulu ve resulüdür. İbadette başta namaz olmak üzere salavat (Salli ve Barik) ile daima tezkir ve tebcil edilmektedir. Ahlakta usve-i hasene; mekarim-i ahlak abidesidir. Varlık anlayışında: Varlığın sebebi, alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ilk yüce varlık: nur-i veya hakikat-i Muhammedi. İdarede ideal ve adil idarecidir. İşte/çalışma hayatında: tacir, dürüst üretici, sanatlar piri, sanatkardır. Vatan savunmasında / Orduda: mücahid, gazidir. Estetikte en güzel, güzelliğin zirvesidir. Başka bir açıdan sade Müslüman için, Habibullah, gül, müfessirler için Kur’an’ı anlamanın anahtarı, ilk müfessir, muhaddisler için sünnet, hayat rehberi, mütekellimler için hidayet rehberi, fakihler için Kur’an’dan hüküm çıkarmanın yolu, fakih, müfti, filozoflar için eşyanın hakikatini bildiren, hakim, mutasavvıflar için insan-ı kâmil olmayı öğreten mürşit, şairler için varlığa kulak kesilmenin aracıdır.
Bu gün bu anlayışa ne kadar yakın ne kadar uzak olduğumuz ciddi bir dizi ilmi araştırmayı gerektirmektedir. Mesela peygamberin tebliğ/iletişim yeteneği, sıdk/doğruluk, emanet/güvenilirlik, fetanet/üstün-ince zeka ve ismet/masumiyet sıfatları bu gün ne derecede anlaşılmaktadır? Aynı şekilde peygamberin tebliğ/iletme, tebyin/açıklama, talim/eğitme-öğretme, tezekki/arındırma ve teşri/yasama vazife ve yetkileri konusunda günümüz insanının yaklaşımı nedir?
Bu noktalarda bazı anlayış farklıklarıyla beraber Hz. Muhammed, tartışmasız, ülkemiz Müslümanlarının nebîsi-resûlüdür.”
Sayın Erşahin’den sonra kürsüye gelen Milli Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Temel ile 20. Dönem Adana Milletvekili ve YOYAV Mütevelli Heyet Üyesi Dr. İ. Ertan Yülek birer konuşma yaparak, öğretmenlerin toplumun eğitimi ile karakterindeki yerini dile getirdiler ve YOYAV’ın bu örnek uygulamasından duydukları memnuniyeti ifade ederek, tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü kutladılar.
“Yılın Öğretmeni” seçilen Prof. Dr. Seyfettin Erşahin’e ödülünü takdim eden Dr. İbrahim Ateş; Mehmet Temel, Dr. İ. Ertan Yülek, Prof. Dr. Gürcan Yülek, Nurettin Konaklı, Şükrü Can, M. Yahya Efe, Yard. Doç. Dr. Mehmet Yalvaç ve Dr. Solmaz Karakurt’a da günün anısına birer kalem hediye etti.
Program, öğretmenler ile tüm katılımcılara sunulan ikramın alınmasıyla noktalandı.
KonuşmacılarMehmet Temel
Dr. İ. Ertan Yülek
Hediye TakdimiProf. Dr. Seyfettin Erşahin
Mehmet Temel
Dr. İ. Ertan Yülek
Prof. Dr. Gürcan Yülek
Nurettin Konaklı
Şükrü Can
M. Yahya Efe
Yard. Doç. Dr. Mehmet Yalvaç
Dr. Solmaz Karakurt
Sunucu Yasemin Aras
İkramdan Görüntüler