KUR’AN’IN SÖZÜ VE KULLUĞUN ÖZÜ “İHLAS”
İnsanlara İslamî esasları anlatıp aydınlanmalarına ve Allah’ın istediği istikamette ilerleyip dünya ve ahiret saadetine erdirecek davranışlarda bulunmalarına yardımcı olacak ilmî ve fikrî faaliyetlerini geliştirerek gerçekleştirmenin gayreti içinde olan YOYAV, Ramazan ayı münasebetiyle programına aldığı beş konferansın dördüncüsünü 5 Eylül 2009 Cumartesi günü gerçekleştirdi. Ramazan-ı şerifin ikinci yarısının ilk gününde YOYAV Kültür Merkezi’nde buluşup, alışageldikleri ilmî açıklamalardan biraz daha istifade etmek amacıyla salonu dolduran ilim aşıklarına hitap eden Dr. İbrahim Ateş, yaptığı yüreklendirici ve yönlendirici konuşmasında şunları söyledi:
“İmanında sâdık, amelinde sâlih, muâmelâtında müstakîm, sözünde doğru ve özünde ihlaslı olduğuna inandığım mümin, muvahhid, muttaki, muhsin ve muhlis kardeşlerim, kıymetli konuklarımız, basınımızın değerli temsilcileri!
Ramazan-ı şerifin ikinci yarısının ilk gününde ve mağfiret diliminin ortasında sizlerle birlikte olmanın sevinç ve saadeti içinde seçkin heyetinizi sevgi ve saygı ile selamlıyor, mağfiret-i Mennan’a mazhar olup, günahlardan arınmamızı ve cennet-i â’laya alınacak arı-duru insanlardan olmamızı diliyorum. Ramazan-ı şerifin arta kalan günlerini giderek artan iyilik ve güzelliklerle dolu dolu geçirerek sonunda sağlanacak sa’adet-i sermediyeye nail olmamız niyazıyla sözlerime başlarken, özü-sözü doğru, gözü-gönlü tok, hayrı-hasenatı çok ve hüznü-kederi yok olan güzel insanlardan olmamızı tenenni ediyorum.Kıymetli kardeşlerim!
Bugünkü birlikteliğimizde “ihlas” konusunu ele alarak sizlere Kur’an pınarından birer yudum ihlas suyu aktarmaya çalışacağız. Ruhları rahatlatacağına, yürekleri yumuşatacağına ve davranışları doğrultacağına inandığım bu ilahi ikramı itina ile alıp, damlasını dahi zayi etmeyeceğinizi ümit ediyorum. Mevlâyı Müte’âl Hazretlerinden bize aktarmada, size almada ve anlamada, cümlemize de ihlaslı uygulamalarda bulunmada tevfikini refîk etmesini niyaz ediyorum.
Herşeyden önce ihlasın ne demek olduğunu bilmemiz ve ibadetin îfâsı esnâsında ifade ettiği önemi idrâk etmemiz gerekir.
İhlasın kelime anlamı; arınma, saflaştırma, ayırma, katışığını giderme demektir. Dinî anlamı ise: Gizli ve açık bütün türleriyle şirkten uzak ve tevhid üzere Yüce Allah'a kulluk edilmesi, ibadette sadece Allah rızasının kastedilmesi demektir. Kısa ve öz bir şekilde arz edilen bu anlam Kur'ân-ı Kerim’de, muhlis, muhlas, muhlisîn, muhlasîn, ed-dînu'l-hâlis, muhlisan lehu'd-dîn, ahlasû dînehum ve muhlısîne lehu'd-dîn, kalıplarıyla beyan edilir. Bu terimlerin bir kısmı, bazı insanların sıfatı olarak geçerken diğer bir kısmı ise, gerçek din ve dindarlığın sıfatı olarak ayetlerde yer almaktadır.
İhlas bir kalb işidir ve Allah da kalbî temâyüllerine göre insanlara değer verir. Bu gerçeği dikkatimize getiren Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bir hadîs-i şerîfinde: "O (Allah), sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalblerinize ve kalbî temâyüllerinize bakar.” buyurmuştur.
İhlas, Allah tarafından temiz kalblere bahşedilmiş, azları çok eden, sığ şeyleri derinleştiren ve sınırlı ibadet ve taati sınırsızlaştıran öyle sihirli bir kredidir ki, insan, onunla dünya ve ukba pazarlarında en pahalı nesnelere talip olabilir ve onun sayesinde alemin sürüm sürüm olduğu yerlerde hep elden ele dolaşır. İhlasın bu sırlı gücünden dolayıdır ki, Allah Rasülü (S.A.V.) "Dini hayatında ihlaslı ol, az amel yeter" buyurmuştur. "Her zaman amelleriniz de ihlası gözetin, zira Allah, sadece amelin halis olanını kabul eder." diyerek, amellerin ihlas yörüngeli olması yönünde uyarıda bulunmuştur.
Özetle ihlas; bu dünyada özellikle uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en sağlam bir dayanak noktası, bizi hakikata ulaştıran en kısa bir yol, en makbul bir manevî duadır. Bizi maksatlarımıza ulaştıran en kerametli bir vesîle, en yüksek bir haslet, en safî bir ubûdiyetdir.
Allah’ın elçileri, Hak dostu veliler, mana büyükleri ve islam bilginleri ihlas üzerinde özenle durmuşlar, onu sağlayacak yön ve yöntemleri söz ve davranışlarıyla ortaya koymuşlardır. Uyarı ve uygulamalarıyla bizlere örnek olmuşlardır. Başta Kur’an-ı Kerim’in buyrukları, ardından Resulullah’ın uyarıları ve daha sonra ehlullahın uygulamaları bizim için başvurulacak yegane kaynaklardır. Bize düşen bu kaynaklara başvurup, kafamızı, kalbimizi ve kalıbımızı besleyecek ihlas besinlerini almaktır.
İhlas yolculuğunda atılacak adımların ilki İhlâs Suresiyle başlar. Bunu Kur’anî kriterleri yakalama ve yaşama adımı izler. Ardından Resûlullah’ın örnek hayatını öğrenip, O’nu adım adım izlemek gelir. Daha sonra davranışları insanlara yaranmak için değil, Allah rızası için yapmak gelir.
İhlas, "insanın yaptığı işleri, hiçbir menfaat gözetmeksizin, başka hiçbir beklenti içerisine girmeksizin sadece Allah emrettiği için yapması"dır. İhlas sahibi bir insan yaptığı her işte, attığı her adımda, söylediği her sözde, ibadetinde ya da günlük hayatında gönülden Allah'a yönelir ve katıksız olarak Rabbimiz'in rızasını hedefler. İşte bu da ona güçlü bir iman kazandırır ve onu 'takva' sahibi bir insan hâline getirir. Allah katındaki asıl üstünlük ölçüsünün takvâ olduğu Hucurât Sûresi’nin 13. âyetinde şöyle bildirilmektedir:
“... Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerîm) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvâca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.”
İman eden bir kişi Allah'tan başka hiç kimsenin rızasını gözetme çabasında değildir. Kalplerin Allah'ın takdirinde olduğunu, Allah dilediği takdirde tüm insanların kendisinden razı olacağını bilir. Üstelik insan dünya hayatında ne kadar takdir, övgü ya da iltifat görürse görsün, sonsuz ahiret hayatında bunların ona hiçbir şey kazandırmayacağının da bilincindedir. Ahirette her insan tek başına Rabbimizin huzurunda hesap verecek ve tüm yapıp ettikleri önüne getirilecektir. O gün asıl olarak, kişinin imanı, takvâsı, samîmiyeti ve teslîmiyeti önemli olacaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) de: "Amellerinizi Allah için hâlis kılınız. Zira Allah Teâlâ ancak kendisi için ihlasla yapılan ameli kabul eder." mealindeki uyarılarıyla iman edenlere ihlasın önemini hatırlatmıştır.
Sevgili Peygamberimiz diğer bir hadis-i şerifinde: "İnsanlar helâk olur, bilenler kurtulur. Bilenler de helâk olur, bildiklerini yaşayanlar kurtulur. Bildiklerini yaşayanlar da helâk olur, ihlaslı olanlar kurtulur; ihlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır." buyurmuştur. Bilginin ve amelin, sadece Allah'a has kılınmış bir niyet ve kasıt olmaksızın, kurtuluş vesîlesi olamayacağını söyler; bilgi ve amel iplerine tutunup, necât bulacağını sanan ümmetine. Bilmek, önemlidir. Bildiğini yaşamak, daha âlâ. Hepsinin muhtaç olduğu şey ise ihlâs… O ise, hafif bir rüzgarda uçuveren tüy gibi salınır durur gönül penceremizin kıyısında. Her daim yerinde mi diye kontrol etmek için, pencereye çevirmek gerekir dikkati. Çünkü o, ancak uçmasından endişe edenlere, bırakıp gitmesin diye yana yakıla dua edenlere vefalıdır çünkü.
Hayat her yönü ve her yeriyle ihlasa muhtaç. Çünkü hayatımızın her anından hesaba çekileceğiz.
İhlas, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu, kalbin amelidir. İhlas, amelleri arındırır ve temizler; onları yüceltir. Allah, ihlas ile amelleri bereketlendirir ve faydalı kılar. Sevabını bol eyler.
İhlas; niyetin ve amelin saf olması, niyeti ve ameli bâtıl kılacak veya kemâline zarar verecek; riya, gösteriş ve kendini beğenme benzeri bâtıl istekler ve sonradan uydurulmuş bid'atler gibi her türlü kusurdan ve karışmadan arınmış olması anlamındadır. Doğru niyet ve ihlaslı amel, içerisine dışkı ve kan karışmayan süt gibidir.
Hayatını, Yaradan’a yaklaştıracak davranışlarla değerlendiren idrâk, irfân, iz’ân ve ihlas sahibi insanlardan olmamızı diliyor, her iş ve uğraşımızda: “İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî” yani “Allah’ım! Maksudum Sensin, isteğim de rızandır.” diyerek dilek ve düşüncemizi Allah’a arz etmemizi tavsiye ediyorum.”